Öne Çıkan Yayın

Contact Us

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blog Archive

Blog Archive

Labels

MENÜ

Newsletter

3/recent/post-list

Recent in Health

3/Health/post-list

Blogroll

About

About Me

Popular Posts

Ana içeriğe atla

ÖZGÜR YAŞAM NEDİR? AŞK VE HAKİKAT ÜZERİNE DERİN BİR ANALİZ (2026)



Karar gücü olmanın özgürlükle bağı daha çok kendi gerçekliğinin farkında olmak ve bu gerçeklik için doğru olana meyletmekle kurulabilir. Her karar bir iradi duruş olmayabilir. İradi duruşu sergilemek kendi örgütlenmiş gerçekliğini tanımak ve bağlanmakla ilişkilidir. Kendini tanımayanın kendi hakkında doğru bir karar sahibi olması beklenemez.


Bir toplum açısından en büyük kadersizlik hakikat yitimidir. Hakikatini kaybetmiş yada hakikatini şaşırmış toplumlar kendi olmanın tüm nimetlerinden yoksun kalmakla yüz yüzedir. Hakikate ulaşmak bir yerde kendini görmek, kendini bilmektir. Kürtçede boşuna tanrıya “xwedi” demezler. Tanrı kendini gören, kendini bilendir.  Bu nedenledir ki ilk ortaya çıkan egemenlikli hiyerarşik zihniyet yapılarının kafa yordukları ilk uğraşı hakikat olmuştur. Hakikate hakim olan tüm toplumsal maddi ve manevi yapılara hakim olmuş demektir. Zaten toplumsal mühendislik çalışmaları buradan başlar. O nedenle toplumsal inşa çalışmalarına başlarken hakikati göz ardı etmek, önemsememek ya da hesaba katmamak çok büyük bir talihsizlik olarak başarısızlığın kaynağına dönüşür. Bugün Ortadoğu’da yaşanan devrime dönük yapılabilecek en büyük iyilik Ortadoğu’da yaşanan hakikatleri doğru tahlil edebilmek ve tüm toplumsal ve toplum karşıtı yapıların bu hakikat karşısındaki pozisyonlarını doğru yorumlamaktır. Ortadoğu’da hak adına yapılan kavgaların temelinde yatan asıl sorun hakikat arayışıdır. Toplum hakikati aramakta ısrarlıdır. Ancak bu arayış ne kadar toplumsal hakikate bağlanıyor, hakikat ne kadar kendine uygun tanımlanıyor bunlar ortaya çıkan hareketlerin yol açtıkları sonuçlarda kendisini açıkça ifade ediyor. 

Ortadoğu toplumu tarihi boyunca hakikatin peşini hiç bırakmadı. Bu coğrafya her zaman en büyük hakikat arayışçılarının savaşlarına tanıklık etti. Yitirilmek ve çarpıtılmak istenen hakikat karşısında en büyük hakikat şahitliğini yine bu toprakların en sadık evlatları gerçekleştirdi. Bugün bu tarihin birer mirasçıları olarak en fazla hakikat karmaşasının yaşandığı bu coğrafyada yine bunun kavgasını vermek en büyük onurdur. Ancak bu konuda ne kadar donanımlı olduğumuz, hakikatin erdemini ne kadar tanıdığımız, ona ne kadar ulaştığımız bizler açısından büyük bir tartışma konusudur. Burada ele alıp tartışmak istediğimiz hakikat bizler için ne ifade ediyor? Nasıl yaşanır ve savaşımı nasıl verilir? Bu soruların cevabını verememiş hiç bir özgürlük tutkunu kendisini hakikate ulaştıramaz. Bu nedenledir ki Mazdeklerin, Hallac-ı Mansurların, Farabilerin, Sühreverdi’lerin, Şeyh Bedrettinlerin, Denizlerin ve Mahirlerin yoldaşlığı iddiası ile yola çıkan Rêber Apo’da gerçek bir hakikat arayışçısı olduğunu hakikate getirmiş olduğu yorumlarla kanıtlamaktadır. Hakikat arayışçılığı ve hakikat savaşçılığı kavranmadan önderlik gerçeğinin de tanınmayacağı ortadadır. Önderlik yaptığı hakikat rejimi tanımı ile kendi mitolojik, dini, felsefik ve bilimsel görüşlerini bir düzene kavuşturarak yöntem sorununa da açıklık getirmiştir. O halde önderliğin yöntem sorunu ve hakikat rejimi olarak tanımladığı bu sorunu önderlik yaklaşımı içerisinde nasıl tanıyabiliriz? 

Hakikat, Kendisini Örgütlemiş Gerçekliktir!

Önderlik hakikati kendisini örgütlemiş gerçeklik olarak ifade etti. Burada hakikat olarak tanımlanan duruma ilişkin iki temel kriteri ele almış oldu. Hakikatin bir gerçekliğe tekabül ettiğini ve kendisini örgütlememiş gerçekliklerin hakikat haline gelemediklerini. Gerçek kendisi olarak var olma halidir. Yani yalan haline gelmemiş olandır. Yalan kendisi olmayandır. Kendisi dışında bir gerçeğe büründürülmüş veya buna zorlanmış olandır. Yalan ve gerçek iki temel karşıtlık. Yalan kendisi dışında her şey olan, gerçek ise kendisi olmayı başarmış olandır. Hiçbir varoluş biçimi doğal halinde yalanı yani kendisi olmamayı ve ya kendisi dışında bir şey olmayı kabul etmez. Varoluşun temel eğilimi kendisini yaşama arayışıdır. İşte bu kendini yaşama arayışı varlığın hakikate dönüşmesine yani kendisini örgütlemesine yol açar. Bu da hakikate ulaşma halidir. Varlığın kendisini örgütleme hali hakikatin kendisidir. Kendini örgütleme bir biçime kavuşmadır. Kendini ifade etme, kendini anlatma ve kendini tanıtma arayışıdır. Bu nedenledir ki Önderlik varlığa neden yerine nasıl sorusunu sormaktadır. Yani önderlik hakikatin nedenlerde değil nasıllarda aranması gerektiğinden yanadır. Çünkü hakikati sağlayan varlığın kendisini örgütleme biçimi yani nasılıdır? Biçimsiz bir var oluş olamayacağına göre hakikat bunda aranmalıdır.

Burada insanın kendisine sorduğu “ben kimim” sorusunun bin yıllardır kendini tanımlamaya çalışan insan için en temel hakikat arayışı olduğu bilinmektedir. En erdemli filozoflardan, en imanlı peygamberlere kadar hakikati arayan tüm hakikat yoldaşlarının ulaştığı nokta “kendini bilmek tüm bilmelerin anasıdır” olmuştur. İnsan gerçeği kendi hakikatine ancak kendini bilmekle ulaşacaktır. Kendini bilmek, kendi hakikatini tanımak kendi varoluş biçiminin farkına varmakla mümkündür. Var oluş ise bir örgütlenme sorunudur. Örgütlenmemiş varlık bir anlam sahibi olamamış varlıktır. Onun da varlığından kimse bahsetmez. 

Hakikat Aşktır, Aşk Özgür Yaşamdır!

Dünyada en fazla Leyla ile Mecnun’un aşkından bahsedilir. Yada buna benzer aşk destanları hemen hemen tüm kültürlerde gerçek aşkı tanımlamak amacıyla anlatılagelir. Burada tanımlanan aşkı doğru kavrayabilmek aşkın bireysel gücünden ziyade toplumsal gücünü anlamaktan geçiyor. O aşka yol açan toplumsal olgulardan tutalım da aşkı yaşama, aşkı sergileme biçimine kadar bütün olgular herhalde bugün sözde adına aşk denilen şeyden ne kadar da farklıdır. Bu destanlarda tanımlanan aşk bir kendinden geçme durumudur. Aşık ile maşuk aslında bir olandır. Varlığın birliğine ulaşma halidir aşk. Vahdet-ul vücudun kendisidir. Aşık olma hali kendinden geçmedir. Kastedilen gözü bağlanmış aşklar değildir. Aşk kendi olabilmek için kendini aşma halidir. Burada önemli olan aşkın toplumsal gerçeklikle olan bağını iyi çözümleyebilmektir. Ancak bu bağ doğru çözümlendiğinde aşk ve hakikat bağı ve tekliği doğru anlaşılabilecektir. Yani hakikatin aşk aşkın da hakikat olduğu gerçeği zihinlerde anlamını bulacaktır. Burada aşk klasik anlamıyla iki kişinin karşı karşıya oturup bir birlerinin gözüne bakması değildir. İki kişinin yan yana oturup aynı hedefe bakmasıdır. Toplumsal düzlemde bu hedef ancak özgür yaşamda bir anlam bulur. Özü itibari ile birleşme hedefte gerçekleşecek birleşmedir. Bu da ancak özgür olursa bir hakikat ifadesi olarak yaşanabilir. Köleliğin sağlayacağı birlikten bir aşk beklemek ancak bir safsatadır. O halde özgür yaşama bir tarif gerekir. 

Özgürlük çok da müphem bir kavram olmasa gerek. Her ne kadar hakkında çok fazla tartışma yürütülse de temel bazı kriterlerin olması gerekir. Örneğin en temel özgürlük kriterlerinden biri iradedir. İrade tanımı bir insan için karar alma ve aldığı kararları uygulama gücü olarak da izah edilir. Yani bazen sadece karar alma gücü olarak tanımlansa da eğer o kararı uygulama gücü olamıyorsan sen boş bir lafazandan öte bir şey değilsindir. Çok konuşup da bir şey yapmayanların iradi bir güç olarak tanımlanamayacakları açıktır. Karar almak da başlı başına bir gücü ifade eder ama o kararların bir anlam kazanması için yaşamsallaşması şarttır. Uygulama gücü olabilmek bir direngenlik sorunudur. Her koşul altında aldığın karara bağlı kalarak onu uygulama ısrarı iradi gücü tanımlar. İradenin bir direnme gücü olduğu en fazla kabul edilen tanımdır. Bu noktada “direnmek yaşamaktır!” “berxwedan jiyan e!” sloganı daha fazla bir anlam kazanmaktadır. Her koşul altında kendi kararlarını uygulama gücü olmakta ısrar etmek gerçek yaşam anlayışıdır. Bunun dışında bir yaşamın olamayacağı yıllar önce zindanlarda gerçekleşen direnme savaşında kanıtlanmıştır. 

Karar gücü olmanın da özgürlükle bağı daha çok kendi gerçekliğinin farkında olmak ve bu gerçeklik için doğru olana meyletmekle kurulabilir. Her karar bir iradi duruş olmayabilir. İradi duruşu sergilemek kendi örgütlenmiş gerçekliğini tanımak ve bağlanmakla ilişkilidir. Kendini tanımayanın kendi hakkında doğru bir karar sahibi olması beklenemez. Tabi doğru karara ulaşamamış kişi ya da toplumların da özgürlük düzeyleri tartışmalıktır. Bir toplum açısından düşünüldüğünde karar gücü olmak kendi toplumsal gerçeğinin farkında olmakla bağlantılıdır. Kendini tanımak kültürel yapıdan, ekonomik duruma, zihni yapılardan dini inançlara kadar kendinin farkında olmak demektir. Tüm bunlarında da bilinç ve inanç düzeyleri ile bağlantısı vardır. Yani bilinç ve inanç irade için vazgeçilemez iki temel yapı taşıdır. İnançsız bilinç bir kuru kafadan farksızdır. Bilinçsiz inanç ise kör bağlılıktan öte bir şey değildir. Kör bağlılıkların götüreceği yer ise kölelik dışında bir yer olamaz. 

Tüm bunlara bakıldığında özgürlük bilinç ve inançla donatılmış iradi yaşamın kendisidir. Ve genel tanıma ulaşmak istediğimizde ise karşımıza Hakikat, Aşk ve Özgür Yaşam üçlemesi çıkar. 

Hakikat Bütündür! 

Bugün en fazla özgür yaşam sınırlarında gezinen halk olarak Kürtlerin hakikat karşısında yaşadıkları en büyük sıkıntı parçalanmış gerçeklikleridir. Birinci doğa hakikat bazında yoruma tabi tutulduğunda görülecektir ki doğada hiç bir varlık tek başına bir anlam ifade etmez. Doğanın varlığını mümkün kılan şey farklılıkların bir aradalığıdır. Doğadaki en büyük özgürlük eğilimi farklılaşma üzerinden tanımlanır. Ancak bu farklılaşma bir kopuş değil tam aksine bir birini tamamlama üzerinden varlığın kendini sürdürme biçimidir. Farklılığın kendisi çeşitliliğe yol açma yöntemidir. Bir toprakta ne kadar farklı mineral ve vitamin varsa o toprakta gerçekleşecek yaşam formları o kadar çeşitli olur. Yaşam formlarının çeşitliliği toprağın zenginliğinin sonucudur. Ve bu yaşam formları bir birleri ile kavga değil barış içerisinde gerçekleşme olanağını yakalamışlardır. Toplumsal var oluş açısından da eğer değerlendirecek olursak. Toplumsal farklılıklar bir karşıtlaşma zemini değil de bir birini besleme ve tamamlama çabası olarak değerlendirildiğinde bir anlama sahip olurlar. Bu anlamıyla yaşam eğer özgür bir gerçekleşmeye kavuşacaksa bunu kendi bütünlüğü içerisinde yapabilir. Kopuk, karşıtlaşmış, inkara dayalı hiçbir toplumsal varoluşun özgürlük sağlayacağı sanılmamalıdır. Aksine bir birini tamamlayan, bir biriyle bir bütünlük sağlamış toplumsal yapılar gerçek hakikatin anlamı olarak özgür yaşamı gerçekleştirmiş olacaklardır. 

 

 






Yorumlar