Öne Çıkan Yayın

Contact Us

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blog Archive

Blog Archive

Labels

MENÜ

Newsletter

3/recent/post-list

Recent in Health

3/Health/post-list

Blogroll

About

About Me

Popular Posts

Ana içeriğe atla

İKTİDARIN ANATOMİSİ: "GÜÇLÜ KURNAZ ADAM"DAN MODERNİTEYE BİR TAHAKKÜM ÖYKÜSÜ




Dünü bugünü ve gelişimi olarak ele almak kadar özünün değişmez özelliklerini ortaya koymak da önemlidir. Kendini çok farklı biçimler altında gizlemeye çalışsa da topluma dayattığı var oluşsal özelliklerini çözümlemek bizi iktidarın özüne ulaştıracaktır. İktidarı nerede aramamız gerektiği konusunda bu yaklaşım bize daha fazla yol gösterici olacaktır. 

Güçlü Kurnaz Adam Kimdir? 

Oluşumunda Güçlü Kurnaz Adamın avcılıkla kazandığı analitik zeka üstünlüğü her ne kadar sonuçta, gelinen günümüzde, devlet, iktidar ve savaş gibi sapık ürünlere yol açmış olsa da bunun aşılması analitik ve duygusal zekanın ortalaşa bir mücadelesiyle mümkün olabilir 

Doğal toplum sürecinde gelişen yararlı hiyerarşinin yanında oluşmaya başlayan gerontokrasi; yaşlı kesimin bilgeliğini bir bilgi tekeline dönüştürme biçiminde kendisini topluma bilgi iktidarı olarak dayatması sonucunda ataerkil iktidarın önemli bir ayağı olarak ortaya çıkmış oluyordu. Bilgelik sayesinde toplumda gençlerin eğitimini üstlenmiş olan bu kesim etrafında dinamik bir güç de birikmekteydi. Geleceğin ataerkil sisteminde mitolojiye teoloji katarak oluşacak kurumlaşmaların yaratıcısı olan rahip sınıfın prototipi bu kesim Güçlü Kurnaz Adam gelişiminin ideolojik ayağını oluşturmaktaydı. 

Yine doğal bir otorite sayılabilecek olan şamanın doğal toplumdaki istikrarsız konumunu aşmaya dönük çabaları açıktır. Toplumun güncel sorunları karşısında tecrübesine dayalı olarak sürekli çözüm arayışı içerisindeki şaman, başarılı olması durumunda ödüllendirilirken başarısızlık ve ya hata durumunda toplumdan atılmaktan ölüme varan yaptırımlarla karşı karlıya kalabiliyor. Bu nedenle toplumda sürekli kendi konumunu gözetecek müttefikler arayışındadır. 

Avcılıkla geliştirdiği kurgusal zekâsı ve savaş taktikleri aslında toplumun veya klanın korunması için bir avantaj olan erkeğin, Güçlü Kurnaz Adam zihniyeti ile Askeri Komutan olarak toplumun karşısına çıkması pek de şaşırtıcı değildir. Cins olarak erkeğin kazanmış olduğu bu güç konumu gerek toplum içinde ve gerekse de kadın karşısında bir odak olarak ortaya çıkmasına yol açmaktadır. 

Bilge kişi olarak şaman, tecrübeli yönetici olarak rahip ve zor gücü olarak askeri komutan biçiminde ortaya çıkan ata erk bir zihniyet durumunu, bir yönetim anlayışını ve güç ilişkisini ifade etmektedir. Bu bütünlüğün kendisi Güçlü Kurnaz Adam olgusuyla ortaya çıkan iktidarı tanımlamakta bir çıkış kapısı olabilir. Özünde toplum üzerinde hâkimiyete dayalı olarak denetim ve hak arayışını çıkar temelinde yürütmek olarak anlaşılmalıdır. 

Hiyerarşik (iktidara dayalı) ata erk oluşumu bu biçimde kısaca özetlenebilir. Özünde ortaya çıkan kök hücrenin (uygarlığın kök hücresi olarak) Güçlü Kurnaz Adam olarak ortaya konması tanımın anlaşılması açısından önem taşıyor. İktidarı sadece bir toplumsal durum olarak değil bunun yanında bir zihniyet durumu bir bilinç hali olarak ifade etmek daha anlamlı olur. 


Ziggurat’lardan Ulus-Devlete; İktidar 

Kent, sınıf ve devlet gelişim seyrinde ise iktidarın kurumlaşma ve kendini toplumun üstünde bir oluşum olarak inşa etme evrelerini gözlemlemek mümkündür. İktidarı maskeleme, perdeleme ve sisler içerisinde saklama amacıyla kullanılan mitolojik teolojilerin topluma uyarlanmasıyla ortaya çıkarılan Ziggurat yapılanması günümüzde halen devlet (ulus-devlet) biçiminde kendini sürdüren iktidarın uygarlık adına en dahiyane buluşudur. Toplum tabakalaştırılmış, kadın tüm değerlerinden ve yaratımlarından yoksun bırakılmış, yaratılan dogmalarla birey tüm özgürlük olanaklarından uzaklaştırılmıştır. 

İktidarı bu biçimiyle kurumlaştırarak toplum üzerinde denetim ve hak taleplerini geliştiren Güçlü Kurnaz Adam; toplumun, kişi ve grupların maddi ve manevi yaratımlarını ele geçirmeye, talan ve gaspa yönelirken kültürel değerler üzerinde ise bir asimilasyon, yozlaştırma ve ya kendine ait sayma çabalarını yoğunlaştırmıştır. 

İktidar için esas olan, toplumu oluşturan temel alanları toplumu ayakta tutamayacak hale getirerek toplumu teslim almaktır. İnanna-Enki mitolojisi Güçlü Kurnaz Adamın neolitik toplumun maddi manevi yaratımlarına el konulmasının öyküsüdür. Her ne kadar ana tanrıça toplumu buna karşı direnmiş olsa da aslında toplum kendi değerlerini kaybetmeyle karşı karşıyadır. 

Kadının yarattığı toplumsallık ele geçirilirken ilk elden kadının iktidar çarkları içerisinde eritilmemesi düşünülemez. Kaybeden kadınla beraber toplumun kendisi de kaybetmeye mahkûm olmuştur. Kadının köleleştirilmesiyle başlayan süreç içinde Güçlü Kurnaz Adam, kadının yarattığı ev, aile, köy alanları içine sızarak kadına ait ekonomi başta olmak üzere tüm kurumlarda bir güç odağı haline geldi. Bu alanların ele geçirilmesi, bunlar karşısında yeni bir toplum inşası tüm ideolojik kurumlar devreye sokularak yürütüldü. Mitolojinin içerisine dogmalar yerleştirilerek yaratılan dinler gerçeğin çarpıtılmasının birer aracı oldular. İnsanların başta kendilerine yabancılaşmaları sağlanırken doğadan kopuk bir toplum gerçekliği ortaya çıkarıldı. Cezalandırıcı Tanrı kavramına dayandırılan dinler sayesinde birey üzerinde tam bir iradi yıkım gerçekleştirildi. Cennet-Cehennem ikilemiyle ütopyalara, özgürlük hayallerine zincirler vuruldu. 

Uygarlık toplumunda erkeğin kadın üzerindeki mutlak hâkimiyet alanı olarak görülen hane (ev) örnek yapılarak oluşturulan tüm haneler birer iktidar odaları olarak kullanılırken bunlar toplumsal yararlılık maskesi altında gizlenmeye çalışılmıştır. 


İknaya Dayalı Kölelik 

Tanrıya kulluğun yaratılması ile meşrulaştırılan efendiye kölelik bundan sonra çok daha rahat yürütülebilecektir. İsyanlar uygarlık dışı toplumların köleleştirilmeye karşı birer etnik başkaldırı ve direnişi olarak görülse de uygarlığı yaratan toplumlarda köleliğin ikna etmeye dayalı geliştirilmesi yaratılan ideolojinin gücünü ortaya koyar. Yaratılan maddi bir uygarlık değerlerinde görülen köle emeklerinden krallarıyla sağ gömülen binlerce köle ve askerlere kadar bu gerçeği yansıtmaktadır. 

İktidarın kurumlaştığı devlet de tüm topluma sızan maddi ve manevi kurumlarıyla adeta toplumun vazgeçilmezi haline gelmiştir. Tanrının sevgili kulu olmak bir cennet garantisi iken devletin çalışkan bir hizmetkarı olmak da bu dünyada cennete ulaşmakla eşdeğerdedir. İktidarın kendisi bir cennet olarak sunulmaktadır bu biçimiyle iktidara koşan birey ve toplum gerçekliği yaratılmıştır. İktidar bir kurtuluş, tüm maddi-manevi bireysel ve toplumsal sorunların çözüm alanı olarak görülmüştür. Bu anlamıyla iktidar hakikatin kendisi haline gelmiştir. Uğruna kafa taslarından kuleler yapıldığı, nehirlerin kan aktığı, en temel insani özgürlük değerlerinin en berbat ihanetlerle bitirildiği tek gerçek olmaktadır. 

İktidar dışı kalan toplum ve ya birey ise ya en kestirme yoldan iktidara eklemlenmeli (ister köle ister efendi olarak) ya da ortadan kaldırılmalıdır. Bu gerçek hegemonik güç anlayışının en yalın ifadesi olmaktadır. İktidarı elinde tutan güçler açısından önemli olan iktidarın topluma dayatılması değil toplumun iktidara hazır hale getirilmesidir. Bunun için başta toplumun kendini iktidarın gasp, talan ve hilelerine karşı savunma araçları olan komünal değerler, ahlak ve zihniyet yapıları kırılmalıdır. Bu gerçekleştikten sonra adım adım toplumun iktidara çekilmesi ve alıştırılması gerekir. Bunlar için kurumlar ve araçlar ve toplum bunların içerisinde bir ağ biçiminde iktidarın birer nesnesi haline getirilecektir. Toplum ve birey bu kurumlarda hem birer nesne haline getirilirken aynı zamanda iktidarın birer uygulayıcı gücü olarak da hazırlanacaktır. 

Bunun yaratılması için ne gerekiyorsa yapılacaktır. Oluşturulan ideolojik ve maddi kurumlar tamamen bunun için inşa edilmiş yapılardır. Aile içi akrabalık kurumlarından günümüz devlet vatandaşlığına kadar tüm maddi ve manevi yapılar birer iktidar üretme alanı olarak çalışmaktadır. İdeolojik araç olarak zihinlerde yaratılan mitoloji, din, felsefe ve bilim birer dogma olurken hane, dershane, mapushane, hastahane, karhane, tımarhane, huzurhane, kerhane, postahane gibi tüm maddi ve manevi kurumlaşmalar iktidarın kendisini işlettiği ve ürettiği kurumlar oluyor. Aynı biçimde bir paradoks olarak bu kurumlar içerisine çekilen toplum ve bireyler iktidarın birer nesnesi iken kendini iktidarın yürütücüsü görme yanılgısıyla sanal bir özne olma durumunu da yaşamaktadır. 



İktidar Karşısında Nesneleşmiş Birey

En bariz örnek olarak; milliyetçilik ideolojisiyle doldurulmuş birey ve toplum militarist faaliyetler içinde kendini ideolojik tavır sahibi bir özne olarak görme yanılgısını yaşarken aslında kendi eylemiyle çıkarlarına hizmet ettiği özel ve devlet tekelleri karşısında çok ucuz ve kolay harcanabilecek bir nesne oluğunun farkında değildir. Burada iktidar için önemli olan bireyin ve toplumun, toplumdan kopmuş bir grup elitin (bunlara özel ve genel devlet tekelleri deniyor) çıkarlarına hizmet temelinde eyleme çekilmesi, kullanılmasıdır. Bu anlamda iktidar dışı kalmış her birey veya toplumsal grup iktidarın meşruiyeti karlısında birer risk unsuru olarak görülmektedir. Ve ilk elden yok edilmeleri temel görevdir. 

Burada iktidarın konusunu vurgulamak gerekir. Temel başlık toplumu toplum yapan değerleri, insanı var eden asıl var oluş gerekçelerini ortadan kaldırarak bunları pürüzsüz bir sömürü ve talan sistemine tabii kılmak, topluma karşı açıktan bir savaş hali.

Birikimi bir lanetleme gerekçesi, mülküne geçirmeyi en büyük bir ayıp olarak gören doğal toplumda çıkar ancak toplum için bir anlam ifade taşıyorsa kabul edilebilir. Günümüzde anladığımız anlamıyla grup, birey çıkarları değil de toplumsal varlığı tehdit eden koşullar karşısında birleşme konusu olarak çıkar bir anlam ifade edebilir bunun dışında bir çıkar ilişkisi kesinlikle söz konusu değildir. Tehdit içten veya dıştan olabilir. Genelde de en önemli tehditler içten kaynaklı olarak görülmüş ve bunlara karşı en sıkı tedbirler alınmıştır. Toplumun ortak yaşam anlayışına karşı gelişen (geliştirilen) özel mülkiyet, emeğin değer karşılığı, birikim vb. üretim konularına karşı özellikle kurumsallaştırılan ahlak kuralları sayesinde toplumsal değer yargıları korunmaya çalışılmaktadır. Toplumun dışladığı bu temel davranış biçimleri üzerinde kendini var etmeye çalışan iktidarın ise yapması gereken ilk elden toplumsal ahlaka bir saldırı olmaktadır. Bu nedenle iktidarın toplum karşısındaki ifadesi tam anlamıyla ahlaksızlık durumudur. Toplum ahlaktan koparılmadan iktidarın kendini var etme koşulları oluşamaz. Bunun karşısında da toplum kendini korumak için farklı biçimlerde ve farklı ideolojiler içinde ahlakı geliştirerek ancak kendi varlığını koruyup sürdürme şansına sahip olabilir. 

Günümüzde devletli uygarlığın kendini gösterme biçimi olan kapitalist modernite içerisinde iktidar kendini en kirli biçimiyle topluma dayatırken aynı zamanda kendini topluma da mal ederek toplumda tam bir kanserleşme işlevini görmektedir. Kapitalist moderniteyle birlikte bilinçli bir biçimde hiç olmadığı kadar iktidar bir salgın hastalık olarak toplumun bütün hücrelerine sızdırılmıştır. Toplum, grup, cemaat ve hatta bireye kadar indirgenmiş bir iktidarla bu çevreler kendilerini iktidarın kendisi sanmışlardır. 

Yorumlar