Baldıran Zehrinden Ölümsüzlüğe: Sokrates’in Mirası ve Okulları
Sokrates, din konusunda Sofistler gibi kaba retçi olmamıştır. Kendisi Atina’nın yoldan çıkmış tanrılarına inanmamış olsa da bir tek tanrı inancında olduğu aktarılan diyaloglarından anlaşılmaktadır. Ona göre bedende egemen olan zihni, nasıl göremiyor, onun varlığını eserlerinden anlıyorsak, görülmeyen “Yüce Tanrıyı” da eserlerinden keşfedebiliriz. Bu nedenle tanrıyı anlamanın ve tanımanın yolu onun eserlerini tanıyıp anlamaktan geçer. Ayrıca Sokrates ruhun ölmezliğine inanır. Platon’un çeşitli Diyaloglarında "Hades" (cehennem)den de bahseden Sokrates, insanların arınması ve iyi davranışlarda bulunması gerektiğini, aksi halde kendileri öldükten sonra ruhlarının Hades’te azap çekeceğini anlatır. Ancak yine de ölüm karşısındaki duruşu “Güçlük dostlarım, ölümden kaçınmak değil, ama haksızlıktan kaçınmaktır; çünkü o ölümden daha hızlı koşar.” sözlerinde gizlidir. O’na göre asıl kaçılması, korkulması gereken ölüm değil bu dünyadaki haksızlıklar ve kötülüklerdir. Bu dünyada haksızlık ve kötülüklere bulaşmadan yaşayan birinin ölümden korkmasının hiçbir anlamı yoktur. Çünkü böyle birinin ruhu ölümden sonra rahat olacaktır.
Sistemle Çatışma: Gençliğin Eğitimi ve Siyasi Ahlak
Sokrates çevresinde büyüleyici bir etki yapmıştı. Kendi dönemini ve kendinden sonrasını da en fazla etkileyen filozoftur. Bu etki, düşüncelerinden çok, bu düşünceleri doğrudan doğruya yaşaması yoluyla olmuştur. Tartıştığı, insanlara kanıtlamaya çalıştığı her düşüncenin yaşamda en yakın takipçisi ve uygulayıcısı olması Atina’da özellikle gençler içerisinde ona karşı büyük bir sempati gelişmesine neden olmuştur. Zaten kendisi “bekçilerimiz” dediği gençlerin daha çocuk yaştan itibaren güzelli sevmeleri, güzele benzemeleri ve güzelle, iyiyle ve doğruyla olmaları gerektiğini salık vermiştir. Bir toplumun ancak ve ancak gençlerini eğitmesiyle geleceğini düzeltebileceğini her tartışmasında Atinalılara anlatmıştır. Etrafında toplanan gençlerden önemli filozoflar, tragedya yazarları ve daha bir çok dalında ustalaşmış kişilikler çıkmıştır.
Ölümün Ötesinde Bir Ruh: Metafizik ve Adalet
Ancak Sokrates’in tüm bu çabalarının sistem karşısındaki anlamını da doğru tanımlamak gerekmektedir. Sokrates mevcut düzen karşısında tümden sistemden kopan değil daha çok da sistem içerisinde sisteme bir çeki düzen vermek isteyen bir yaklaşımın sahibi olmuştur. Sistem karşısındaki en radikal tavrı bile onu tam anlamıyla sistem dışı bir arayışa yöneltmemiştir. Ahlaklı ve erdemli yaşamın toplumla derin bağlarını kurmuş olmasına rağmen toplumsal var oluşu devlet dışı bir yapılanma olarak düşünmemiştir. Bu noktada sağlıklı bir topluluğun, o topluluk üyelerinin nasıl davranmaları gerektiğine dair doğru fikirlere sahip olmalarına bağlı olduğunu savunmuştur. Atinalıları kendi kendilerini aklın kurallarına göre sorgulayarak düzeltmeleri gerektiği konusunda ikna etmeye çalışmıştır. Aklın kuralları olarak topluma sundukları ise ahlaka kavuşmuş siyasi otoritenin kuralları olarak öngörülmüştür. Buradan da yola çıkarak devlet yöneticilerinin erdeme ulaşmış kişiler olması gerektiğini ileri sürmüştür. O’na göre ya filozoflar devlet adamı olmalı ya da devlet adamları filozof olmalıydılar. Toplumsal düzelmenin ancak bu yola gerçekleşebileceğine inanmaktaydı.
Bu görüşleri Sokrates’in kendisini mevcut siyasi otorite ile karşı karşıya getirmiştir.
“Tabii bunalım toplumundan çıkarı olanlar, bu ilkeli ve katı tutumu hoşnutlukla karşılamayacaklardır. Her dönemde görüldüğü gibi, bunalımın rantından geçinenler kanundan, adaletten kopuk tiranlar ve diktatörler durumundadır. En büyük silahları, demagoji (sözle aldatmaca sanatı) ve zorbalıktır. Sokrates’in gençliğin ahlâkını köklü bir reformdan, doğru ilkelere dayalı bir dönüşümden geçirmesi, yargılanmasının esasıdır. Ama gerekçesi “Atina’nın yüce birlik ve bütünlük ilkelerini ve koruyucu tanrılarını inkâr ediyor” adı altında düzenlendiğinde, Sokrates’in verdiği cevap ve aldığı tutum eşsiz ve unutulmazdır. Yasalara uymayı ‘erdem’ olarak kabul etmekte, erdem ilkesine göre yaşamaktadır. Öğrencileri kaçmayı teklif ettiklerinde, bunu erdemsizlik sayar ve reddeder. Büyük bir rahatlık içinde baldıran zehri dolu kadehi başına dikerek şerefle şehit olmanın ölümsüzleri arasındaki birincilik yerini alır.”
Abdullah Öcalan
Adaletsizliğin eğrilikle ortadan kaldırılmasının yanlış olduğunu söyleyerek hapisten kaçmayı reddeden Sokrates baldıran zehriyle hayatına son verir. Ancak Sokrates’in öğrencileri onun ölümünün ardından kurdukları farklı okullarda düşüncesini yaşatmaya devam ederler. Bunların en ünlüsü ise; şüphesiz Platon’du. Atina halkı ise; kısa bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar ve Sokrates’i tunç bir heykelle onurlandırırlar.
Yaşayan Bir Düşünce: Sokratesçi Okullar ve Çeşitlenen Miras
Yunan felsefesinin en büyük filozofu Sokrates’in ölümünün ardından onun anısını canlı tutmak için sadece tunçtan bir heykel yapılmamıştır. Milat olmasına yol açan en önemli gelişme ölümünden sonra onun takipçileri olan öğrencilerinin onun düşüncelerinden esinlenerek kaleme aldıkları eserler ve kurulan okullar olmuştur. Bu kuruluşların hepsi Sokrates’in düşünsel anlamda gerçek izleyicileri olma savıyla kurulmuştur. Bu okullar arasında "Megara okulu", "Kinikler okulu", "Kirene okulu", "Elis-Eteria okulu" sayılabilir. Bu okullar, Sokrates’in, gerek kişilik özelliklerinden, gerekse düşüncelerinden çok derin biçimde etkilenmişlerdir.
M.Ö. 4. yüzyılın başlarında Sokrates’in ilk öğrencilerinden Megaralı Eukleides, Megara Okulu’nu kurmuştur. Bu okul felsefedeki yerini daha çok Aristoteles eleştirileri ve mantık alanında yaptığı katkılarla belirlemiştir. Atina'lı Antisthenes ve Sinop'lu Diogenes’in öncülüğünü ettiği bir diğer Sokratesçi kuruluş ise Kinik Okulu’dur. Bu okul bireyin erdem ile mutluluğa ulaşabilmesi için kendi kendiyle yetinip, tüm yapay gereksinimlerinden sıyrılması gerektiğini savunur. Aristippos tarafından kurulan Kirene Okulu ise Kinik Okulu ile taban tabana zıt düşünceleri savunur. Sokrates’in sürekli sözünü ettiği erdem üstüne kurulu mutluluğun, tat almada, bütün haz yaşantısında olduğu düşünülmektedir. Kirene Okulu’nun savunduğu bu temel görüş "haz" anlamına gelen Yunanca’daki "hedone" sözcüğünden türeyerek "hazcılık" (hedonizm) diye anılan felsefe öğretisinin de ilk örneğidir. Elis-Eretria Okulu ise Sokrates’in ölümünün hemen ardından öğrencisi Elisli Phaidon tarafından kurulmuştur. Sokrates’in izinden giden tüm okullar gibi bu okul da ahlak felsefesini başköşeye yerleştirmiştir. Bu felsefe okulu aynı zamanda Sokrates’in soylu yaşamını, bu yaşamdan alınacak dersleri ve insan yaşamında felsefenin yerini vurgulamak üzere kurulmuştur.
Sokrates yalnızca ölümünden sonraki yakın tarihi değil günümüze kadar gelen tüm felsefe ve düşün tarihini etkileyen en önemli filozoftur. Yazının bütününde vurguladığımız bilgi, ahlak ve toplum üzerine gerçekleştirmiş olduğu düşünsel faaliyetlerde yakın olduğu komünal toplum değerlerini yaşaması ve yaşatması açısından ayrıca demokratik uygarlık tarihinin de en köşe taşlarından biri olmaktadır. Bu nedenle de çok daha fazla üzerinde durmak ve daha özgürlükçü ve komünal toplum felsefesine ulaşmanın her türlü çabasını gerçekleştirmenin zemini haline getirmek bu tarihin takipçileri olan bizler için derinden ihtiyaç duyulan bir konu olmaktadır. Komünal toplumun gerçekleşmesi tarihinin doğru bilinmesi ve sahip çıkılması ile mümkün olacaktır.
SON...



Yorumlar
Yorum Gönder