Bilginin Ahlakla Dansı: Sokrates'te Hakikat ve Erdem
Salt bir fiziki bilgi kaynağı olarak değil, bütünlüklü bir bilgi kaynağı olarak da insan en temel bilgi nesnesi idi. İnsanın sosyal varlığını anlamanın da yolu yine insanı anlamaktan geçiyordu. Toplum olarak var oluşun nasıl gerçekleştiği, insan düşüncesinin nasıl ortaya çıktığı dilin nasıl geliştiği, toplumun ne biçimlerde bir seyir izlediği ve en önemlisi de insan toplumu ve bireyinin nasıl olması gerektiği konularında en temel bilgi kaynağı insanın kendisi idi. İnsan, ancak kendisini anlayarak toplumuna bir anlam verebilir, var oluş gerekçelerini kavrayabilir ve ona göre bir yaşamı yaşayabilir. Bu nedenle Delphe tapınağının kapısının üzerinde yazılı olan, "Kendini Bil!" vecizesi O'nun hem yöntemine, hem de felsefesine temel olmuştur.
Sokrates’te bilgi amaçsız değildir. Ya da bilginin amacı bireysel yaşam olanaklarının iyileştirilmesi de olamaz. Bilgiyi bireysel maddi çıkarlar sağlamak amacıyla kullanmayı da bilgiye yapılmış ve yapılacak en büyük hakaret olarak saymaktadır. Bu nedenle Sokrates’te bilgi erdemin yoludur. Hatta erdem hakikat bilgisinin kendisidir. Bilgi erdemli bir yaşama yol açmak amacını taşımalıdır. Diğer türlüsü insan bireyi ve toplumunu yozlaştırmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir. Erdem hakikati bilmek ve o hakikate göre yaşamak olarak tarifini bulur. Yani doğru ve iyi düşünüp buna göre bir yaşam tasarımlamak olmaktadır. Sokrates’te erdem, düşünce ve eylemin toplumsal hakikate yakınlığının ifadesidir. Erdeme ulaşmış birey toplumuyla barışık yaşayacak ve mutlu bir hayata sahip olacaktır. Bu noktadan itibaren Sokrates’in bütün düşüncesi ve çalışmaları ahlaka yönelmiştir. Gelenek ve törelerin oluşturduğu ölçüler üzerinde düşünmeyi kendisine ilke yapmıştır. O, hem sofistler tarafından tamamen yıkılmış olan bilim anlayışını hem de bozulmuş olan din ve ahlakı kurtarmak istiyordu. Bunun için, ilmî, dinî ve ahlakî şüpheciliğe neden olan engelleri yıkmak ve yerine sağlam bir yöntem koymak gerekiyordu. Kendini bilmeyi, belli bir bilimin konusu olarak değil, tüm bir bilim, bilimin kendisi olarak düşünüyordu. Kendini bilen insan, yalnız gerçeği bulmaya yarayan mantık kurallarını keşfetmekle kalmaz, aynı zamanda ahlakî gidiş kurallarını, yani, iyi ve kötüyü de elde eder. Kendini bilmek demek aynı zamanda, insanın kendi bilgisizliğini anlaması, sonra ruhta gerçeği meydana getirebilecek ve gerçeğin kurallarını yerine getirebilecek bir çalışmaya girmek demektir. Bu nedenle kendini bilen insan ahlaka ulaşmış olacaktı.
Bilginin Pusulası: Erdem ve Ahlak
Sokrates, “Hiç kimse bile bile kötülük işlemez, kötülük bilginin eksikliğinden ileri gelir” der. Bu yüzden bütün bilimlerin bilimi olarak tanımladığı erdemin öğrenilmesi ile kötülüklerin ortadan kaldırılacağına inanırdı. Erdem de bir bilim olduğundan elde edildiği gibi öğretilebilirdir de. Bu ise ahlak felsefesinin kendisidir. Yani iyi huyluluk, iyi ahlaklılık en temel erdem konusudur. Ve toplumsal sorunların kaynağında iyi huy eksikliği yatmaktadır. Bu nedenle ana bilim olan erdemin temel konusu ahlak olmalıdır. Böylece Sokrates’te ahlak ve fazilet en esaslı eğitim ve öğretim konusu haline gelmiştir.
Sokrates’te erdem bilginin kendisi olurken aynı zamanda her işin, çalışmanın da bir erdemi (bilgisi, ölçüsü yasası) vardır. Bir kimse bir işi yapmak istiyorsa, o iş hakkında konuşmak istiyorsa o işin erdemine ulaşmakla yükümlüdür. Erdemine ulaşılmadan yapılacak bir iş ancak kendisine ve çevresine zarar vermekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Bu nedenle Sokrates’e göre bir iş hakkında bilgi sahibi olmayan birinin o işi yerine getirmesi ve ya o iş hakkında konuşması ahlaklı bir davranış değildir. Hatta yaşamdaki kargaşanın, bozuklukların ve yozlaşmanın da asıl nedeni bilgisizliktir. Siyaset hakkında bilgisi olmayanın siyaset yapması siyaseti bozacaktır, bu toplumda kargaşaya neden olacaktır ve toplumsal yaşam bozulacaktır. Yani sağlam bir teori olmadan sağlam bir pratiğinde ortaya çıkmayacağını çok net ifadelendirmiştir. Bu Sokrates’in kendi dönemindeki politikacılara yaptığı en temel eleştiri olmaktadır. Zaten sonradan da göreceğimiz gibi Sokrates’i döneminin siyasi yapıları ile karşı karşıya getiren söylemleri bu felsefik yaklaşımdan kaynağını almakta idi.
Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere Sokrates kendi felsefesinin temeline yöntem sorununu almıştır. Sokrates’in her soruna yaklaşımında “ne” sorusundan ziyade “nasıl” sorusu ön plana çıkmaktadır. En fazla da yaşam hakkındaki yoğunlaşmaları “Nasıl Yaşamalı?” sorusu üzerinde derinleşmektedir. Bilgi, erdem ve ahlak konularındaki cevaplar en temelinde bu soruya verilen cevaplar olmaktadır. Çünkü o da bilmektedir ki;
“Yöntem olmayınca, biriktirilecek bütün bilgiler eşeğin sırtına vurulacak kitaplar gibidir; belki de ondan daha tehlikelidir. Çünkü insanın elinde yanlış bir yöntemle kullanılacak bir bilgi, eşeğin sessizliği yanında bin kat daha tehlikeli ve yanlış bir duruma yol açabilir.”
Abdullah Öcalan
Ruhun Ebeliği: Sokratik Diyalog ve Doğurtma Yöntemi
Buradan hareket eden Sokrates doğru düşüncenin iyi bir pratik ortaya çıkaracağını ve bunun da güzel bir ifadeye kavuşacağı sonucuna ulaşmaktadır. Tabi bu Sokrates öncesinde Ortadoğu toplumunun komünal yapılarınca farkına varılmış bir gerçekti. Zerdüşt düşüncesinde “doğru düşün, güzel konuş, iyi yap” olarak formüle edilen ahlak yaklaşımı Sokrates tarafından merkezi uygarlığın yarattığı sorunlar karşısında ortaya atılan “nasıl yaşamalı?” sorusunun cevabı olmaktaydı. Bu Sokrates’in dayandığı geleneğin en temel kanıtıdır.
Sokrates kendi yöntemiyle birçok açıdan kendisinden öncekilerden farklılaşmaktaydı. Yunan toplumunda oldukça yaygın olan demagojiye karşın kendi tartışmalarında diyalogu esas alıyordu. Tartışmış olmak için tartışma değil, karşılıklı bir birini değiştirmeye çalışan ilişki tarzının doğru bilgiyi açığa çıkaracağını savunuyordu. Soru-cevap olarak da bilinen bu diyalog yöntemi Sokrates’in temel yöntemi olmuştur. Bunda tartışma yoluyla bilgiye ulaşma esas alınır. Öğrenme ve öğretme fiilleri tek taraflı olmanın ötesine geçerek öğrenenin öğrettiği ve öğretenin de öğrendiği bir karşılıklı etkileşim olarak ortaya çıkarır. Bu durumuyla herkes hem öğretmen hem öğrenci konumundadır. Bu bilgi tekelini aşan en temel bir yöntem olduğu gibi bilgi mutlaklığının da önüne geçmektedir. Sokrates’e göre herkeste bilgi mevcuttur ama açığa çıkarılmamıştır. Diyalogla insanlardaki bilgi açığa çıkarılabilir. Buldurma yöntemi de denilen bu yöntemde Sokrat’ın değişik örneklerle bunu kanıtlamaya çalıştığı görülmektedir. Menon diyalogundan alıntılanan aşağıdaki basamaklarda Sokrates, bir köleye hiç bilmediği bir geometri problemini bulduruyor.
1-Sokrates burada, kendisine güvenmediğini ve hiçbir şey bilmediğini söyleyerek konuşmaya başlıyor.
2- Öğrenmenin bir hatırlama olduğunu söylüyor.
3- Köleye bildiklerinden hareketle adım adım yeni bilgiler veriyor.
4- Ona önce anlatıyor, ardından "değil mi?", "olur mu?", "olmaz mı?", "bulunur mu?", "etmez mi?" gibi sorular soruyor.
5- Köle bu sorulara kısa cevaplar veriyor.
6- Böylece köle bir geometri problemini çözmüş oluyor.
7- Bütün bu bilgilerin, kölenin kendisinde olduğunu, onun sadece bu bilgileri doğurttuğunu söylüyor.
8- Başka bir konuya geçiyor.
Bu örnekte de görüldüğü gibi Sokrates’in yöntemini şöyle tanımlayabiliriz. "Önceden özenle düzenlenmiş sorularla karşısındakinin zihninde saklı olan doğruları açığa çıkarma, böylelikle ona gerçeği buldurma temeline dayanan yöntemdir." Bu yöntem bir tümevarım yöntemidir. Bu yöntemde daima kolaydan zora, özelden genele, tikelden tümele, olaylardan sonuca giderek gerçeğe ulaşılır. Sokratik yöntemde; kendisi, hiç bir şey bilmiyormuş gibi görünerek, karşısındakini konuşturarak ustalıkla gerçeği buldurma söz konusudur. Sokratik yöntemin birinci basamağı olan “ironi" "alay" basamağında temel amaç, bir konuyu (tanım, sorun) karşısındakine tartışma yoluyla kabullendirmektir. Bunun için de tartışmacıya, önce hiçbir şey bilmediğine inandırma, sonra onun kendi söylediklerindeki çelişkileri ortaya koyarak fikirlerinden vazgeçirme söz konusudur. Bundan sonra tartışmacıya doğru bilgiye ulaşabileceği duygusu verilir. Genellikle Sokrates yönteminin bu basamağı yanlış anlaşılmakta ve buna ironi (alay) basamağı denilmektedir. Hâlbuki Sokrates’in amacı, karşısındaki insanın fikirlerinin yanlış olduğunu ortaya koyduktan sonra onun gerçeği bulması için motive olmasını sağlamaktır. Bu basamakta Sokrates kendi fikirlerinin yanlışlığını anlayan kişinin konuşmaya devam etmesi için onu teşvik etmekte, adeta tartışmayı kızıştırmaktadır. Daha sonra ise, uygun, sistemli sorularla tartışmacının bilmediği, fakat tartışmayı yapanın bildiği doğrular adım adım buldurulmaya çalışılmaktadır. Yöntemin bu ikinci basamağına buldurma-doğurtma adını Sokrates’in kendisi vermiştir. Sokrat bu yöntemi annesinin yaptığı ebelik işine benzetmesinden dolayı maieutique-doğurtma yardımcılığı (ebelik olarak çevrilmektedir) yöntemi adını vermişti. Bu basamakta kişinin bildiklerinden hareketle yeni bilgiler kendisine buldurulur.
Anlamın İnşası: Kavramsal Netlikten Kendini Bilmeye
Teknik olarak bu şekilde açımlayabileceğimiz Sokrat’ın diyalog yönteminde O, Atina toplumunun içerisinde yaşadığı yanlışları kendilerine göstermek ve hemen ardından bu yanlışlarını nasıl düzeltebileceklerini kendilerine söyletmek istiyordu. Bulduğu her fırsatta insanları –özellikle de gençleri- etrafında toparlıyor ve onlarla her konu hakkında tartışmaya başlıyordu. Onun için tartışmanın yeri ve zamanı olmazdı. Önemli olan insanlarla tartışarak onları hatalarında döndürmek ve erdemli yaşama ulaşmalarını sağlamaktı. Yani Sokrates felsefesinin kilit sorusu olan “Nasıl Yaşamalı?” sorusu, “Erdemli-Ahlaklı Yaşam!” olarak yanıtını bulur ve kendisini insanlara dayatmadan insanları buna ikna ederdi.
Yine bu gelişim içerisinde Sokrates ilk anlambilimci olarak da tanınmaktadır. O yaşamda her şeyin açık seçik bir anlama sahip olması gerektiğine ve bu anlamına uygun olarak kullanılması gerektiğine dikkat çekmektedir. Özellikle Atina toplumu için dile getirdiğimiz kargaşa ortamının anlam açısından yol açtığı anarşi göz önünde bulundurulduğunda bu daha fazla önem arz eden bir çalışma oluyor. Sokrates yaşanan anlam karmaşasının ve herkesin her şeyden kendisine göre bir anlam çıkarmasının önüne ancak her kavramın ve terimin açık, net ve herkesçe kabul edilir bir anlama kavuşturulması ile geçilebileceğine inanmış ve rölativiteyi (görecelilik) reddetmiştir. Her çeşit bilgi dalında kullanılan kavram ve terimlerin net anlamlara kavuşturulması gereğini açığa çıkarması, Sokrates’in bilimlerin ilerlemesine yaptığı çok önemli bir katkı olarak değerlendirilmektedir. Anlam sorununu salt bilimsel tanım ve kavramlarla sınırlı tutmayarak yaşamsal ve toplumsal alanda da anlamın önemine her seferinde vurgu yapmıştır. Sokrates bilgeliğin, adaletin ve cesaretin anlamının bilinmedikçe bilgece, adil ve cesur bir yaşamın yaşanamayacağını her fırsatta dile getirmiştir. Ahlaklı bir yaşama kavuşmak için ahlakın ne anlama geldiğini bilmek şarttır. Tüm toplumsal var oluş koşulları için bu durum böyle bir gereklilikle işlemektedir. Ve sonuç olarak insan kendi anlamını bilmedikçe kendisi olamayacaktır. Sokrates’in anlam sorununda da vardığı sonuç yine kendini bil ilkesi olmaktadır. Kendini bilmek, kendi anlamına kavuşmakla mümkündür. Ahlaklı ve erdemli yaşam da ancak bununla gerçekleşmektedir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Baldıran Zehrinden Ölümsüzlüğe: Sokrates’in Mirası ve Okulları


Yorumlar
Yorum Gönder